ABD siyasetini lobi ve bağışlar nasıl yönlendiriyor?

0

murat

Washington’a belli başlı büyük endüstrilerin yıllık yaklaşık olarak 3 milyar doların üzerinde para aktardığı biliniyor. Bu paranın 2 milyar doları meclise, diğer kısmı ise senatörlere dağıtılıyor. Beyaz Saray ve bağışlar arasındaki nasıl bir ilişki var? Lobiler, şirketler, çıkar grupları neden siyasete bu kadar para akıtıyor ve karşılığında ne bekliyor?

ABD’de siyaset yapmak pahalı bir oyun ve böyle bir yerde sahnede kalabilmek için büyük ölçüde lobilerin ve çıkar gruplarının desteğine ihtiyaç duyuluyor. ABD’nin belli başlı büyük endüstrilerinin yıllık yaklaşık olarak 3 milyar doların üzerinde parayı Washington’a aktardığı biliniyor. Bu paranın yaklaşık olarak 2 milyar doları meclise, diğer kısmı ise senatörlere dağıtılıyor. Bu endüstriler, kendileri için çalışan yüzlerce lobi şirketini Washington ile aralarında bir aracı olarak kullanılır. Demokrasi ve özgürlükler ülkesi ABD, bir anlamda büyük şirketlerin ve çıkar gruplarının insafı ile yönetiliyor. Ülkede eğitim, sigorta, sağlık vb. hizmetlerin fiyatlarını da devleti ikna etmek suretiyle kendileri belirlerler. “Lobiler neden bu kadar parayı Washington’a akıtırlar? Karşılığında ne beklerler?” basit bir ABD seçim tarihi bilgisi siyasal söylemin üstünlüğünden ziyade, toplanan paranın üstünlüğünün Beyaz Saray’ın kapısını daha rahat açabildiğini gösteriyor. Bunun da örneklerini son yarım asırdaki bütün seçim sonuçlarından görebiliriz.

Lobiler
Washington’un desteğini arkalarına almaya çalışan ideolojik gruplar, siyasi partilere ve adaylara bağış yaparak, düşünce kuruluşları kurmak ve medyada söz sahibi olmak için siyasete milyonlarca dolar harcamakta. Lobiler, şirketler, çıkar gruplarının neden siyasete bu kadar para akıttıklarını ve karşılığında nelere aldıklarını Haim Saban’ı inceleyerek görmek mümkün. Lakin kendisi hayatını tam da bunun üzerine adamış bir medya patronu.
Haim Saban, gayesinin ABD-İsrail ilişkilerini güçlü tutarak İsrail’in güvenliğini sağlamak olduğunu bir konferansında açıkça söyledi. Haim, siyaseti kontrol etmenin yolunun üç aygıttan geçtiğini savunur: Siyasi partilere ve adaylara bağış yapmak, düşünce kuruluşları kurmak ve medyada söz sahibi olmak.
Haim, 2002 yılında, Demokratların Ulusal Komitesine tek seferde 10 milyon dolar bağış yaparak bu konuda bir rekora imza atmıştı. Aynı yıl içerisinde Haim, ABD’nin en önemli düşünce kuruluşları arasında gösterilen Brookings Enstitü’nün Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’ni kurdu. Çeşitli televizyon kuruluşları ve gazetelerin sahibi oldu. Ayrıca, Beyaz Saray’la ilişkisi “yatılı misafir” olacak kadar iyidir.
Haim değerlerine inanmış ve bir fark yaratmak için parasını harcamaktan çekinmeyen, lobicilik gruplarında ideolojik diyebileceğimiz bir dinamikle karşımıza çıkıyor. Bunun bir diğer önemli bir örneği de Evanjelikler. Onlar da siyasete milyonlarca dolar harcayarak Washington’un desteğini arkalarına almaya çalışıyor.
Elbette ki bütün lobilerin amacı ideolojik bir merkeze dayanmıyor. Nitekim ülkedeki en önemli lobilerden ikisi; ilaç ve silah lobisi.

Amerika’ya körü körüne karşı çıkmaktan ziyade, karşı çıkılan konularda daha doğrusunu ortaya koyup savunmak daha işlevsel olur.

İlaç endüstrisi
ABD’de yüksek ilaç ve muayene fiyatlarına gerekçe olarak, araştırma ve gelecekte karşılaşabileceğimiz hastalıklara şimdiden çözüm arayışları gösterilir. Fakat şu bir gerçek ki ilaç firmaları fiyatlarını yüksek tutabilmek için devletin desteğini almak zorunda. Nitekim, ilaç endüstrisi, 2012 yılında yapılan federal seçimler için 51 milyon dolar para aktarmıştı. Bu yıl yapılacak başkanlık seçimleri için ise şimdiden 20 milyon dolar civarında para harcadılar ve seçime yaklaştığımızda bu rakam muhakkak ki çok daha yüksek bir seviyeye ulaşacak.

Silah endüstrisi
Amerika’nın en güçlü lobilerinden bir diğeri olan “Ulusal Tüfek Birliği” ise adeta Başkan Barack Obama’ya savaş açmış durumda. Yaklaşık olarak 4 milyonun üzerinde üyesi olan lobi, özellikle Cumhuriyetçi kanadı adeta paraya boğarak, ülkede anayasa ile hak olarak belirtilmiş olan silah alımının zorlaştırılması ya da silah alımında sabıka kaydı gibi zorlaştırıcı şartları engellemeye çalışıyor.
Washington’un en önemli musluklarından birisi olan silah lobisi, sadece 2013-2014 yılları arasında milyonlarca dolar para harcayarak senatörlerin Barack Obama’ya karşı durmasını sağladı. Silah lobisi bağışlarını ülkede özellikle Cumhuriyetçiler içerisinde “Şahinler” olarak bilinen gruba yapıyor. Başkanlığa ilk geldiği günlerden beri silah lobisine adeta savaş açan Obama, görevde kaldığı sekiz sene boyunca deyim yerindeyse arpa boyu kadar yol alamadı. Bunlara ek olarak izci kulüpleri, avukat, enerji, tarım, inşaat, işçi lobisi gibi çok sayıda örneği tartışmak mümkün.

lobbyists

ABD demokrasisinde bir yara
Peki bu bizim içinde bir imkan olabilir mi? Şunu kabul etmek gerekir ki verdiğimiz örneklerle rekabet etmek ne ekonomik olarak, ne de konjektürel olarak mümkün değil. Fakat şunu unutmamak gerekir ki aynı seviyede olmasa dahi, çok sayıda lobi ve şirket, Washington üzerinde etkili olabilmek adına yıllık gelirleri arasından çok ciddi bir parayı siyasetçilere akıtmakta ve bu suretle siyasilerin verdikleri kararlar üzerinde etkin olmaya çalışmakta.
Bağış sistemi her ne kadar ABD demokrasisinde bir yara olarak görülse dahi, bu sistem kısa sürede değişeceğe benzemiyor. Demokratlar arasından birçok kişi, yapılan bağış miktarını düşük seviyede tutmak suretiyle şirket ve lobilerin siyasete astronomik rakamlar sunmasına karşı çıkıyor. Bunun da en son örneği, Clinton’a karşı yarışan Bernie Sanders’ın bağışlara sınır koyulması gerektiği yönündeki sözleri. Ben de siyasetten parayı çekmenin Ameria’da mümkün olmadığı, fakat en azından buna bir sınır getirmek suretiyle daha adaletli bir sistemin oluşturulabileceği kanaatindeyim. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki iktidar ve bağış arasındaki ilişki aslında siyaset üzerinde etkili olmak isteyenler için bir imkana dönüşebilir.

Bağışlar, derdini çektiğiniz bir konuya hizmet edebilir!
ABD, İslam da dahil olmak üzere birçok farklı medeniyetlerin değerleri üzerine kurulmuştur. Bu sebeple, Türk kökenli Amerikalılar da dahil, bütün ABD vatandaşları, bu değerlere sahip çıkmalı ve bu doğrular için sesini yükseltmeli. Nitekim şimdi sessiz kalanlar için, ileride el uzatacak kimse olmayabilir. Amerika’ya körü körüne karşı çıkmaktan ziyade, karşı çıkılan konularda daha doğrusunu ortaya koyup savunmak daha işlevsel olur.
Şunu unutmamak gerekir ki ABD’nin dış politikasının sadece kendi bölgesinde değil, bütün dünyada etkili olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, Washington üzerindeki güç, varlığı çok tartışılan ve etkisi miktarından büyük olan bağışların, hak adalet ve insanlık adına derdini çektiğiniz bir konuya hizmet edebilir.

CEVAP VER