Yazarın Ekim 19, 2017 tarihli son yazısı:

Vize krizi ve zor zamanda diaspora olabilmek

ABD ve Türkiye arasında hali hazırda devam eden gerginlik, son vize krizi ile ete kemiğe bürünmüş oldu. ABD’nin eski Başkanı Barack Obama zamanından kalma büyükelçisi John R. Bass’ın başrolünü oynadığı vize krizinde, ABD tarafı ‘son zamanlarda yaşanan olayları’ gerekçe gösterek bu kararın alındığını belirtti.
Bu açıklamanın sadece bir kaç saat sonrasında ise Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği de ‘mütekabiliyet prensibi’ gereği neredeyse ABD’nin kullandığı aynı kelimelerle ve gerekçelerle Amerikalılar için vizeleri askıya aldı.
Bu krize gerekçe olarak Türkiye’nin İdlib operasyonundan tutun da Venezuella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun Ankara ziyaretine kadar çok fazla gerekçe gösterildi. Ama görünen o ki Washington’un bu çıkışına İstanbul Başkonsolosluğunda çalışan görevlinin FETÖ operasyonları kapsamında gözaltına alınması temel gerekçe. Bunun yanı sıra Başkan Donald Trump’ın seçim kampanyalarında sıkça dile getirdiği, “Dışarıda tutuklu bulunan Amerikalıların ülkeye getirilmesi” söylemi, Pastör A. Brunson üzerinden Ankara ve Washington arasında ciddi bir krize sebep oldu.
Elbette ki bunun Türkiye açısından önemli bir sebebi var; FETÖ ele başı Gülen’in Beyaz Saray’ın bir kaç saat uzağındaki malikanesinde güvenli bir şekilde yaşaması ve Türkiye’ye iade edilmemesi.
Türkiye, çok net bir şekilde ABD’nin Ankara’nın ve Türk toplumunun hassasiyetlerini yeterince ciddiye almadığını kaydetti. Öte taraftan Ankara da ABD’nin önemsediği ve hassas olduğu bazı konularda benzer bir yaklaşım gösterdi.
Suriye krizinden tutalım da, Türkiye ve Rusya arasında devam etmekte olan S-400 füze alımı görüşmelerine kadar çok fazla konu bu tartışmaya dahil edilebilir. Bunlar meselenin siyasi, politik yönleri  hiç şüphesiz ve iki ülkenin yöneticileri tarafından çözüme kavuşturulmalı.
Meselenin bizleri ilgilendiren diğer kısmı ise; Amerikalı Türkler olarak bu süreçte nasıl bir imtihan verdiğimizdir.

FETÖ ve Ermeni lobilerine karşı verilen mücadelede gösterilen dayanışma ve özveriyi vize krizinde gösteremedik. Bu ülkede yaşayan her bir Türk’ün elini taşın altına koyup sorumluluk almasını bekleriz.

Bir defa şunu not etmeliyiz ki, iki ülke arasındaki ilişkiyi sadece diplomatik görüşmeler belirlemez.
Türkiye ve ABD arasındaki ilişkiyi etkileyecek bir diğer husus ise diasporadır. Doğup büyüdüğümüz memleketimiz Türkiyemiz ve doyup yaşadığımız Amerikamız bizlere aynı anda vatan oldu. Biz iki ülkeyi de sevip aralarında sosyo-kültürel köprü görevi gören Türk-Amerikan toplumuyuz. Yaşadığımız coğrafyaya kök salan bir Anadolu çınarı gibiyiz. Son yaşanan vize krizi hangi tarafından bakarsak bakalım en çok Türk-Amerikan toplumunu ilgilendirir. ABD, Türkiye adına önemli bir pazardır ve Türkler olarak ticari rakamın 2017 içerisinde 20 milyar dolara yükselmesini umut ediyorduk, vize krizinin uzun sürmemesi durumunda umut ediyorum ki bu rakama ulaşamasak da, yaklaşacağızdır.
15 Temmuz darbe girişimi devam ederken Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın halkımızı sokaklara çağırmasıyla birlikte, Amerika’da yaşayan Türkler de Beyaz Saray’ın önüne toplanmış ve ABD yönetimine, Türk demokrasisinin yanında durması için çağrıda bulunmuştur.  Daha sonrasında ise hain darbe girişimini yapan örgütün ele başı Gülen’in malikanesinin önünde adeta nöbet tutmuş, ABD kamuoyuna ve medyasına bu yapılanmanın gerçek yüzünü anlatmaya çalışmıştır. Kanaatimce belli bir noktada başarılı da olmuştur.
Ayrıca, her sene sözde Ermeni soykırımını dillendiren Ermeni diaporasına karşı yapılan çalışmalar da önemlidir. Hiç şüphesiz ki, siyasal görüşü ne olursa olsun Türk toplumu böyle milli bir konuda bir araya gelerek, bütün eksikliklerine rağmen Türk diasporasının gücünü göstermiş ve bunun karşılığında da somut sonuçlar almıştır.
Fakat ne yazık ki FETÖ ve Ermeni lobilerine karşı verilen mücadelede gösterilen dayanışma ve özveriyi vize krizinde gösteremedik.
Bu ülkede yaşayan her bir Türk’ün içinde yaşadığı toplumdaki temsiliyetiyle bir kültür elçisi, iki ülke arasında kriz yaşanması durumunda ise diplomat sorumluluğuyla elini taşın altına koyup sorumluluk almasını bekleriz. Lakin Türk Amerikan sivil toplum yapılanmalarımız vize krizinden günler sonra basın açıklamalarıyla cılız tepkiler göstermiş, gerek basına gerekse yönetime karşı Amerikalı Türkler olarak net bir pozisyon belirleyememiştir.
Türkiye’den, özellikle ise Ankara’dan gelen misafirlerimizi ağırlarken gösterdiğimiz hassasiyeti, bir vefa borcu olarak ülkemizin çıkarları söz konusu olduğunda da göstermemiz ve bunu karşılıksız yapmamız gerekmektedir. ABD’nin iç politikasında sayısal olarak çok az bir güce sahip olsak da, Washington’un Ankara politikasında güçlü ve organize bir diaspora, ister Cumhuriyetçi olsun ister Demokrat, bu ülkenin yönetimi tarafından ciddiye alınmak durumundadır. Bu ciddiyet ise ancak kendi içerisinde organize, gelişmelere karşı zamanında müdahale eden ve söylemsel bir güç oluşturabilen bir diasporayla gerçekleşebilir. Vize krizi vesilesiyle şapkalarımızı önümüze koyup neden biraraya gelemediğimizi ve milli birliğimizi, diyar-ı gurbette nasıl sağlayacağımızı sormanın zamanı gelmedi mi?

Yazarın Diğer Yazıları

Ögrenmenin en güzel hali

- Eylül 15, 2017

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,628BeğenenlerBeğen
426TakipçilerTakip Et