sultan food bazaar
Yazarın Nisan 19, 2017 tarihli son yazısı:

Beyaz Saray’ın Türkiye referandumuyla imtihanı

 

Mustafa Tuncer

Türkiye’de 16 Nisan Pazar günü yapılan referendumun sonucu Washington’u hazırlıksız yakaladı. Washington’da muhalefet ve iktidar arasındaki söylem farkını bir tarafa bırakalım, Donald Trump yönetiminden dahi referendum sonuçlarına ilişkin farklı tepkiler geliyor.

Referandum sonrası ilk tepkiyi ABD Dışişleri Bakanlığı, ismini gizlediği bir bürokrat üzerinden üstü kapalı bir şekilde vermişti. Belli ki Dışişleri, resmi bir söylem oluşturmamak adına, ilk açıklamayı isimsiz bir şekilde yapmayı tercih etti.

Açıklamada, Türkiye’deki anayasa değişikliği halk oylamasının sonuçlarının yakından takip edildiği belirtilerek “Sonuçlar doğrulanıncaya ve AGİT’in (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) ilk bulguları açıklanıncaya kadar değerlendirme yapmak istemiyoruz” ifadesi kullanıldı.

Bir sonraki gün, yani AGİT’in raporunun açıklanmasının ardından Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, AGİT’in endişelerinin not edildiğini ifade ederek; referandumun OHAL döneminde, eşit olmayan şartlarda yapıldığı yönündeki rapora ait sözleri tekrar etti. Türkiye’nin önemli bir müttefik olduğu ve demokrasi konusunda hassasiyetlere dikkat etmesi gerektiği gibi ifadeler kullanıldı. İşin doğrusu söylem tarzı ile tipik bir Barack Obama dönemi Dışişleri refleksi görmüş olduk.

Bu açıklamadan neredeyse sadece bir kaç saat sonra ise Beyaz Saray Sözcüsü adeta Dışişlerinin yaptığı açıklamadan haberi yokmuşçasına, “Uluslararası bir komisyon değerlendirmesini yapıyor ve 10-12 gün içinde bir rapor açıklayacak. Bunu bekleyeceğiz, bırakalım şu anda onlar işini yapsın” değerlendirmesinde bulundu.

Asıl sürpriz ise ilerleyen saatlerde meydana geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak 40 dakika civarında süren bir görüşme gerçekletirdi. Görüşme sonrası ise Türkiye’den ve ABD’den yapılan yazılı açıklamalar neredeyse kelimesi kelimesine aynıydı. Bu da, tarafların başına nelerin açıklanması konusunda hemfikir olduklarını gösterdi.

Beyaz Saray’ın açıklaması, Trump’ın Erdoğan’ı telefonla arayarak referendum sonucundan dolayı tebrik ettiğini belirterek başladı ve ardından iki liderin Esed ve DEAŞ konularını ele aldığını kaydetti.

Bu gelişmelerin üzerine asıl fırtınayı ise ABD medyası kopardı. Trump’ın Erdoğan’ı arayarak tebrik ettiği konusu neredeyse bütün gazete ve televizyon manşetlerinde yer alırken, Dışişleri ve Beyaz Saray arasındaki söylem farkı masaya yatırıldı.

Bu bağlamda, Beyaz Saray’ın iki liderin telefon görüşmesinden sonra basına özel yaptığı toplantıda da ana konu Trump-Erdoğan telefon görüşmesi oldu. Dışişleri AGİT raporundan dem vururken, Trump’ın bunları hiçe sayarak Erdoğan’ı tebrik etmesini hazmedemeyen medyanın almak istediği tek cevap şuydu, Trump gerçekten tebrik etti mi, yoksa etmedi mi?

Trump’ın Erdoğan’ı tebrik etmiş olmasının ABD’nin liberal basını için hazmedilemeyecek bir lokma olmasının yanı sıra, dikkat çeken husus ise Beyaz Saray’ın hafifçe konuyu farklı bir boyuta taşıdığı gözlemlendi. Aslında Trump’ın tebrik etmediğini anlatmaya çalıştı, fakat trajik olan kısmı ise, Beyaz Saray’ın yaptığı resmi açıklamada tebrik kelimesinin geçiyor olmasıydı.

Başkanlığa geldiği günden bu yana basına karşı savaş açmış olan Trump yönetimi, belli ki yeni bir mesele üzerinden basınla savaşına farklı bir cephe daha açmak istemedi. Bu sebeple Trump-Erdoğan görüşmesinin içeriğini Beyaz Saray sözcüleri ABD basınına farklı bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Trump ise Rakka operasyonuna her ne kadar YPG ile gireceğini açıklamış olsa da, Türkiye’nin bölgedeki etkisini göz ardı edemediğinden Türkiye’yle dolayısıyla Erdoğan’la da arasını iyi tutmaya çalışıyor. Trump bu perspektifle ABD basınıyla halihazırda olan kavgasına Erdoğan üzerinden yeni bir cephe açmaktan kaçınıyor görüntüsü veriyor.

Washington’un son iki gün içerisinde Türkiye’ye ilişkin açıklamalarda ortaya koyduğu karışık tablonun altında aslında, Trump’ın hem iç hem de dış politika dengesi göz etmesi yatıyor.

Diğer taraftan ABD’deki medyanın, başkanlık seçimlerinde Trump’ın daha düşük oy olmasına rağmen seçilebilmesini sorgulamak ve ABD’deki seçim sistemini eleştirmek yerine Türkiye’deki şeffaf seçimler sonucu Erdoğan’ın açık galibiyetini sorgulaması da batı medyasının çifte standartlık örneklerinden biri olarak tarihe geçecektir.

Yazarın Diğer Yazıları

Mustafa TUNCER

- Mart 3, 2017

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,124BeğenenlerBeğen
383TakipçilerTakip Et