sultan food bazaar
Yazarın Mart 18, 2017 tarihli son yazısı:

Gardrobun ötesine geçmek

İstiklâl Marşı ve Safahat şairi Mehmet Akif Mısır’a gittiğinde (1920’lerin sonu), tramvayda, parkta ona “Ya havage” diye hitabederler, bundan çok rahatsız olur. Çünkü bu tabir Mısır’da Hristiyanlar için kullanılmaktadır. Kendisi anlatıyor: “Mısırlılar niçin beni böyle çağırıyorlar diye düşündüm. Sonra anladım ki kravatlı, fesli olduğum için.”
İkinci Mahmut ülkeye fesi getirdiği zaman “gâvur icadı” diye karşı duranlar olmuştu. “Câiz değildir” denmişti. O zaman “sarık” dinî kıyafet cümlesinden sanılıyordu, fes “din dışı” idi, maazallah giyen dinden çıkardı! Sonra alışıldı. Halife padişah dahil herkes fes giydi. Hatta her padişahın farklı bir fes stili olduğunu görüyoruz. Hatta daha da ilginç bir olay: Birinci Millet Meclisi’nde fes ithaline çok fazla para yatırıldığı için fes giymekten vazgeçilmesi, onun yerine kalpak giyilmesi hakkında tartışmalar yaşanmıştı. Milletvekilleri, yüz sene kadar önce İkinci Mahmud’a “gâvur padişah” dedirten fese nasıl da sahip çıkmışlardı?! Meclis salonu “Fes Türkün ruhuna yerleşmiştir… İslâm dünyası için fes alâmet-i fârikadır… Yaşasın fes!” sesleri ile çınlamış, “Yaşasın kalpak!” diyenler de olmuşsa bile, fes kazanmıştı! Şimdi de kimileri fesi İslâmî bir değer, din, iman sembolü sanmakta.

Kıyafetler “dinî değer” olmaz. Ebu Cehil’in de, Ebu Leheb’in de kılığı sahabeninki ile aynıydı, onlarda da sakal vardı. Ortodoks Yahudilerin sakalını da, geçenlerde ölen Castro’nun sakalını da bilip dururken sakala nasıl kutsiyet atfedilir ki?

Görüyoruz ki, her devrin, her diyarın kılık kıyafet, eşya modası, âdetleri, alışkanlıkları var. Bunlar değişirken veya değiştirilirken kimileri din adına karşı durmuş, her değişikliği gâvur âdeti saymış. Çünkü din, inanç, iman konuları hassastır, itirazı bu temele oturtmak daima işe yarar. Kılık kıyafet de her devirde kolay ve tesirli bir itiraz noktasıdır.
İlhan Selçuk’un 1966’da Yön dergisinde yayımlanmış önemli bir yazısı vardır. Başlık: Gardrop Atatürkçülüğü. Okumaya değer bir yazıdır. Atatürkçülüğü sadece kılık kıyafet vesair şekil değişiklikleri olarak algılayan “Gardrop Atatürkçüleri”ni anlatırken der ki:
“İngiliz kumaşında, Fransız kravatında, İskoçya viskisinde, İtalyan şapkasında, Batı medeniyetini başlatıp bitiren zavallı. Bir gardrobun eni boyu ve yüksekliğinde dünyası çizilen entelektüel… Caz ile dans ederek, açık saçık elbise giyerek, şapkanın envaını deneyerek….”
Onlar hâlâ var! Yerlerinde sabit kadem! Bunun yanısıra son yıllarda “Gardrop İslâmcılığı” da görür olduk. Sarık, sakal, cübbe, çarşaf….ve benzeri kılık kıyafet dinimizin temel direği gibi algılanır oldu. “Sarık, sakal, cübbe, çarşaf gibi İslâmî değerler…” denir oldu.
Bunlar İslâmî değerler değildir; zamana, zemine, iklime, insanın şahsî zevklerine, ihtiyaçlarına göre değişen şekil unsurlarıdır. “İslâmî değer” denen şey devirlere, diyarlara göre değişir mi? Son ilâhî dinin değerlerini neredeyse kumaşa, kıla, tüye indirgeyip çıktık. Toplumun âdetlerinden, coğrafyanın şartlarından doğan bazı kılık kıyafet unsurları ile sarık, sakal, cübbe, çarşaf ile âlemşümul mesajı nasıl vereceğiz?
İslâmiyet bir kavme, bir coğrafyaya gelmiş bir din değil! Sarık, kavuk, fes, cübbe, aba, şalvar, çarşaf, ferâce, yeldirme, câr, zar, cilbab, cadur, manto… Bunlar ise zamana ve coğrafyanın şartlarına göre moda olan kıyafet tarzlarıdır. Aslolan örtünmedir, edeptir, hayâdır; ki bunların hepsine birden “tesettür” deriz.
İsteyen istediğini giyer, kimse dokunamaz, karışamaz (çok şükür, karışıldığı dönemler geride kaldı), kişinin tercihidir, ama bazı kılık kıyafet unsurlarını “İslâmî değer” kabul edip daima bunlara odaklanırken dinimizin esas meseleleri ikinci planda kalır oldu. Sanki esas meselelerin üzeri gardropla örtülür oldu!
Kıyafetler “dinî değer” olmaz. Ebu Cehil’in de, Ebu Leheb’in de kılığı sahabeninki ile aynıydı, onlarda da sakal vardı. Ortodoks Yahudilerin sakalını da, geçenlerde ölen Castro’nun sakalını da bilip dururken sakala nasıl kutsiyet atfedilir ki?
Meselâ, Asr-ı Saadet’ten bugüne Arap ülkelerinde erkekler entarilidir, başa da kefiye sarılır. Halbuki bizim ülkemiz entariyi kadın kıyafeti kabul eder. Şalvar derseniz, tamamen başka bir coğrafyadan geldi, ilk önce Orta Asya, Doğu ve Güney Asya ülkelerinde giyildi. Çarşaf Osmanlı ülkesinde Tanzimat’la birlikte moda oldu, hatta o da ilk önceleri bid’at sayıldı, sonra alışıldı, tutuldu. Güvenlik sebebiyle İkinci Abdülhamid’in çarşafı yasaklama emri çıkardığı da belgesi olan tarihî bir gerçek. Ama pek de uyulmamıştır bu emre.
Sakal, bıyık, fes, sarık, çarşaf, pantolon, kravat, şort, mini etek…. hiçbir gardrop malzemesi “değer” değildir, medeniyet unsuru değildir. Kıyafetlerden çok konuştuk, artık bırakalım bu bahsi! İsteyen istediğini giysin ama ne kravat takmak, şort giymek Atatürkçülüktür; ne de sakal bırakmak, çarşaf giymek Müslümanlık…
OECD’nin fen bilimleri, matematik ve anadilde okuduğunu anlama dallarında 72 ülke arasında yaptığı PİSA testinde 49’uncu, 50’inci sıradayız. Bakın, bunun kılık kıyafetle hiç ilgisi yok! Bu çeşit yarışlarda ön sıralara geçmezsek, çalışmazsak, okumazsak, düşünmezsek, üretmezsek, yarışmazsak, araştırmazsak ne giyersek giyelim, ne milletimizin, ne Müslüman dünyanın yüzünü güldüremeyiz, ayaklar altında çiğnenmekten, itilip kakılmaktan kurtaramayız.

Yazarın Diğer Yazıları

Onsekiz yaş meselesi

- Şubat 13, 2017

Meydanlar ve zaman

- Ocak 11, 2017

18+

- Aralık 9, 2016

Bâbil

- Kasım 12, 2016

Dünyanın anayasası

- Ekim 13, 2016

Darbeli yazın sonunda

- Eylül 7, 2016

Bilmek ya da bilmemek

- Ağustos 15, 2016

Nereden nereye?

- Temmuz 9, 2016

Pita

- Haziran 18, 2016

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

Fazla tuz tüketimi gece tuvalet ihtiyacını artırıyor

Japon doktorlar, gece tuvalete sık kalkmakla tuz tüketimi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardı BBC'nin haberine göre, gece aşırı idrara çıkma anlamına gelen "noktüri" sorunu, tuz tüketimi...

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,072BeğenenlerBeğen
375TakipçilerTakip Et