Yazarın Ekim 23, 2017 tarihli son yazısı:

Proje çocuk ve Tiger Mom

Üniversite yıllarımda hem okula gider, hem de özel bir giyim firmasında satış danışmanı olarak okul saatlerinden sonra part time çalışırdım. Çalıştığım firmanın çocuk bölümü de vardı. Ara-sıra yoğun olduğunda o bölüme geçer, orada çalışan arkadaşlara yardım ederdim. Bu vesileyle çocuklu aileleri yakından gözlemleme fırsatım olurdu. Deniz adında bir müşterimiz vardı. Çocuklarının kıyafetlerini mutlaka bizim mağazadan alırdı. Deniz hanım, büyük çaplı bir lojistik şirketinin Avrupa sorumlusuydu. Sürekli yurt dışı seyahatleri ve uzun çalışma saatleri olan bir iş kadını, aynı zamanda iki çocuğunu da ideal yetiştirmek isteyen bir anneydi. Mağazaya alışverişe her gelişinde iki ayağı bir pabuç şekilde acele acele alışveriş yapar, sonra da çocukların yetişmesi gereken kursları bana hesap verir gibi sıralardı:

-Gülzade’ciğim inanır mısın, bir saat kadar önce işten çıkabildim. Koştura koştura buraya geldim. Birazdan büyük kızı piyano dersine, küçüğü de yüzmeye yetiştirmem gerek. Haftada bir gün de bale dersleri var. Diğer bir gün birinin voleybol, diğerinin basketbolu, diğer gün de resim ve satranç kursları var. Oralara da da artık ben yetişemiyorum, bakıcıları götürüyor.

Şikayet mi ederdi, yoksa “Bak bu kadar yoğun programım içerisinde nasıl da çocuklarımla ilgileniyorum!” mesajı vermeye mi çalışırdı ya da, ideal bir anne olma işini abarttığının içten bir itirafı mıydı hiç bir zaman anlayamamıştım. Anlayabildiğim tek bir şey vardı. O da; çocukların sürekli bir kursa yetişmesiydi.
O dönem, bu şekilde o kurstan bu kursa gönderilen çocuklara “Proje Çocuk” adı verilmişti Türkiye’de.
Çok kızardım Proje Çocuk yetiştirmek isteyen ailelere. “Bırakın çocuk biraz nefes alsın! Çocuk söylesin ne yapmak istediğini. Hem bu piyano, bale, satranç da nedir?! Özentilikten başka bir şey değil“ derdim içimden. Ancak; hiç birini dillendiremezdim Deniz hanıma karşı. Üzülmesin diye kafamı sallaya sallaya dinler; ah Deniz hanım, vah Deniz hanım diye ben de hayıflanırdım onunla birlikte.
Gel zaman git zaman, kader beni Amerika’ya getirdi. Evlendim. Yurt yuva sahibi oldum. Benim de çocuklarım oldu ve böylelikle Deniz hanımı eleştirdiğim ne varsa teker teker başıma gelmeye başladı.

Çocuğunuzu tanımaya çalışın. İlgi alanını belirleyip o alanlardaki kurslara gönderin. Bu aşamada çocuğunuza biraz yüklenmeniz gerekebilir ama ölçüsünü kaçırmadan yaptığınız takdirde meyvelerini ilerleyen yıllarda toplayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Büyük kızımın dört-beş yaşlarındayken müzik ve ritime ilgi duyduğunu farkettik. Zaten hem benim hem babasının tarafından gelen genetik yatkınlık da mevcut. Bir müzisyen arkadaşımız “Hemen piyano dersleri aldırmaya başlayın” dedi. Piyano, müziğin temel enstrümanıymış. Bir müzik aleti çalmasını istiyorsak piyanodan başlatmalıymışız. Sonra, sosyalleşmesi için Türkiye’deki Halk Eğitim Merkezleri nin karşılığı olan oturduğumuz semtin Recreation Center’ında haftada iki gün oyun klübüne götürmeye başladık. Ardından aynı süreç küçük kızımız için de geçerli oldu. Şimdi biri beşinci, diğeri birinci sınıf öğrencisi. Bitti mi dersiniz? Tabii ki hayır! Daha yeni başlıyoruz:
Büyük kızımın yakın arkadaşları Basketbol derslerine yazılmaya karar verdiler. Bizimkinin de biraz kilo almaya meyilli bir yapısı var. Hem hareket halinde olur, hem de arkadaşlarıyla güzel bir vakit geçirir düşüncesiyle Basketbola yazdırdım ben de. İlk zamanlar ağlaya sızlaya gitse de sonradan çok sevdi ve şimdi iyi de bir basketbol oyuncu adayı. Biraz daha hareket olsun dedik, “Martial Arts” yani Savunma Sanatları kursuna yazdırdık (Vallahi zorlamadım, bunu kendi istedi) haftada iki gün de ona gidiyor. Resim çizmeye, boyamaya pek meraklı. Bir de ona yazdırın beni dedi. Hem çizim hem de boyama derslerine başladı sonra. Geçen seneden beri de okulunda keman dersi alıyor. Bir de küçük kızımın şuan aynı yollardan geçtiğini hayal edin lütfen. O, bir de bunların üstüne satranç kursuna gidiyor. (Allahtan burada Recreation Center kursları bütçeye uygun da fazla zorlanmıyoruz. )


Amerika’da, “Çocuğum şöyle yapsın, çocuğum bu kursa da gitsin, onu da denesin” şeklinde çocuklarını yetiştiren hırslı annelere “Tiger Mom”, yani “Kaplan Anne” diyorlar. Tiger Mom olup hırs yapmak değil amacım ama çocuğa ne veriyorsanız bu yaşlarda veriyorsunuz. Çocuğumu tanımaya çalışıyorum şuanda. Hangi alana meraklı? Hangi spor dalını seviyor? Müziğe yatkınlığı var ama ne boyutta? Sayısalla mı sözelle mi ilgileniyor?… Tüm bunları öğrenebilmem için fırsatım da varsa alanlarıyla ilgili kurslara gönderiyorum.
Zamanla zaten ilgisi veya ilgisizliği ortaya çıkacak. Hatta, yavaş yavaş çıkmaya başladı bile. Mesela bu sene resim dersine devam etmek istemiyor. Belki basketbola da devam etmek istemeyecek ilerleyen yıllarda. Bir bakmışım keman virtüözü olma yolunda. Kim bilir?.. Ben sadece imkanlarım doğrultusunda, fırsatları önüne sunmakla mükellefim. İşte Tiger Mom’larla aramdaki fark bu. Zorlamadan ama ipleri de çok gevşetmeden yapmak. Hırs yapmadan, sadece çocuğumun sevdiği bir şeyleri yapmak istemesine odaklanarak onu yönlendirmeye çalışıyorum.
Babamın hafızalarımıza kazınmış çok sevdiğim bir sözü vardır. “Ne yaparsanız yapın, ama sevdiğiniz işi yapın!” derdi. Babam, müzik yeteneği inanılmaz ölçüde büyük olan bir insandır. Müzik kulağı mükemmeldir. Daha önce hiç çalmadığı bir enstrüman verin ve sadece yarım saat bekleyin. Yarım saat sonra size o enstrümanı doğru melodilerle birlikte çalmaya başlar. Böyle bir yeteneği rahmetli büyükbabam, kendisi de keman ve mandolin çalabilen bir eğitimci olmasına rağmen, konservatura değil de iktisat fakültesine yönlendirmiş. Babam İktisat fakültesi mezunudur. Hayatı boyunca kendine hitap etmeyen işleri yapmak durumunda kalmış ama müzik, hayatının her döneminde onunla birlikte oldu.
Babam o sevmediği işleri yaparak emekli oldu ve artık o işleri yapmıyor ama müzikten emekli olmadı hiç. Bir seyahate çıktıklarında annem bavullarını babam ise müzik enstrümanlarını hazırlar yanında götürmek için. Keşke rahmetli büyükbabam onun bu merakını ve isteğini farkedip önemseseyip onu konservatuara gönderseydi. Eminim, dünyanın sayılı müzisyenlerinden biri olurdu babam.
Demem o ki; çocuğunuzu tanımaya çalışın. İlgi alanını belirleyip o alanlardaki kurslara gönderin. Bu aşamada çocuğunuza biraz yüklenmeniz gerekebilir ama ölçüsünü kaçırmadan yaptığınız takdirde meyvelerini ilerleyen yıllarda toplayacağınızdan emin olabilirsiniz.
İnanır mısınız yarın birinin satranç, diğerinin keman kursu var. Deniz hanımın kulaklarını çınlatıyorum şuan! 🙂

Yazarın Diğer Yazıları

Yıl sonu geldi gari!

- Aralık 10, 2016

Ne anlarım Amerika’dan?

- Kasım 14, 2016

Eyvah yaz geldi!

- Haziran 18, 2016

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,649BeğenenlerBeğen
441TakipçilerTakip Et