Yazarın Nisan 17, 2018 tarihli son yazısı:

Bir kadınlar gününün ardından

Geçtiğimiz ay Dünya Kadınlar Günü’nü kutladık. Kimileri bu gün dolayısıyla yemek davetlerine katıldı, kimileri müzikli eğlence programlarına, kimileri günün anlam ve önemini anlatan toplantılara veya konferanslara, kimileri de televizyon programlarına. Sosyal medyada duygularımızı paylaştık. Gazete ve televizyonlardaki görüşleri okuduk, dinledik. Mağdur kadınlarımızı ve kadının sorunlarını konu edinen programları izledik. Bir kaç gün konuştuk, gündemde tuttuk ve bu şekilde bir Kadınlar Gününü daha geride bıraktık.
Peki kadınların sorunları, mağduriyetleri geride kaldı mı? Kalabildi mi? Bir faydası oldu mu bu kadar hareketliliğin?

Bir nebze de olsa olmuştur bir fayda veya etki diye düşünüyorum. Ancak; yeterli mi? Ellbette değil!

Kadınlarımızın cinsiyet ayrımcılığı yüzünden yaşadığı sorunları ve mağduriyetleri çok konuşuldu ve yazıldı. Bu nedenle bu konunun etik kısmını değil ekonomik boyutunu biraz gözler önüne sermekte fayda var.

OECD verilerine göre Türkiye’nin 18-24 yaş aralığındaki genç nüfusunun üçte biri okumuyor, çalışmıyor veya herhangi bir spor faaliyetinde bulunmuyor. Yani, tam dört milyona yakın genç insan ne eğitim faaliyetinde ne de herhangi bir istihdamda mevcut. Hırvatistan, Moldova veya Bosna Hersek’in toplam ülke nüfusuna denk bir sayıdan bahsediyoruz. Peki size problemin altında yatan en büyük neden “Cinsiyet ayrımcılığı” desem ne dersiniz?

Genç kadın nüfusunun yarısı eğitim ve istihdamın dışında tutuluyor
Genç kadının eğitim ve istihdamın dışında tutulma oranı yüzde 46. Genç erkeklerde ise bu oran yüzde 19 küsur. Globalleşen ve gittikçe rekabetin arttığı dünyada kadınları istihdamın dışında tutarak ekonomik olarak büyümemiz imkansız. Yapılan araştırmalara göre Türkiye, kadınları istihdama erkekler seviyesinde katabilirse yaklaşık 10 bin dolar olan kişi başı milli gelirimiz 15 bin doları geçiyor. Yani cinsiyet ayrımcılığının her bir yurttaşa maliyeti senede 5 bin dolar! Üzerinde fazlaca düşünülmesi gereken bir sorun bence.

Kadınlarımızın cinsiyet ayrımcılığı yüzünden yaşadığı sorunları ve mağduriyetleri çok konuşuldu ve yazıldı. Bu nedenle bu konunun etik kısmını değil ekonomik boyutunu biraz gözler önüne sermekte fayda var.

 

Amerika’da cinsiyet ayrımcılığı
Çok büyük boyutlarda değil ama Amerika’da da kadınlar cinsiyet ayrımcılığına maruz kalıyorlar maalesef.

Bu nedenle Kadınlar günü Türkiye’den biraz daha farklı değerlendirilip gündemde tutuluyor burada. Çünkü (çoğunlukla) kadının sorununu çözmüş bir toplumdan oluşuyor burası. Hukuki yaptırımlar kuvvetli olduğu için kadına karşı aile içi şiddet veya toplumsal şiddet uygulansa dahi en kısa sürede cezai karşılığı verildiği için toplumun hukuka güveni tam. Dolayısıyla toplumsal bir sorun olarak görmüyor şiddeti halk. “Women’s day”, ağırlıklı olarak “Toplumdaki cinsiyet ayrımcılığı” üzerinden gündeme getiriliyor burada. Özellikle iş sahasında.

Amerika’da Yale Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmayı anlatmak istiyorum:
Çok sayıda bilim insanına,  bir öğrenci tarafından laboratuar yöneticiliği pozisyonu için aynı belgelerle başvuru yapıldı. Bilim insanlarının yarısına gönderilen iş başvurusu bir erkek ismiyle, diğer yarısına gönderilen başvuru ise bir kadın ismiyle yapıldı. Ve onlardan bu başvuruyu (isim dışında birbirinin aynısı olan) değerlendirmeleri istendi. Sonuçlar hayret vericiydi: Kadın ismiyle yapılan başvuru ile ilgili  “yetkinlik”, “işe alınabilirlik” konusundaki değerlendirmeler, erkek ismiyle yapılan başvurunun gerisinde kalmıştı. Başvuran kişiye önerilecek ücretler kıyaslandığında ise kadın ismiyle yapılan başvurunun 4000 dolar daha düşük bir ücrete uygun görüldüğü ortaya çıktı. İşin en acı tarafı ise, değerlendirmede bulunan bilim adamları ve bilim kadınları arasında başvuruları değerlendirme konusunda hiçbir fark olmaması ve kadınların başvurularının herkes tarafından benzer şekilde küçümsenmesiydi. Nedeni ise küçüklükten bu yana anne-babaların dahi çocuklarını bu zihniyetle yetiştirmeleri. Gelişmişliği dünya tarafından kabul görmüş bir ülkede olsa bile.

Cinsiyet ayrımcılığının çözümü hukuk, siyaset ve eğitimde
Siyasal haklar daha etkin biçimde kullanılmalı, Kanunların yaptırımlarının kuvvetli olmalı ve okulun, öğretmenin rolünün, eğitim programlarının ve materyallerin rolü yeniden gözden geçirilmeli.

Cinsiyetçi kalıp yargıların yeniden üretilerek pekiştirilmesi, önce aile, akran grupları, kitle iletişim araçları daha sonra okul toplumsallaşması, eğitim programları ve giderek genişleyen sosyal çevre, devletin bu konudaki planları ve bunların uygulamaları aracılığıyla devam etmeli. Dolayısıyla bu kalıp yargıların, tek sorumlusu aranamaz, sorumlular çokludur. Çözümü hepsinde aynı anda uygulanarak sonuca varılabilir.
Ayrımcılığın son bulduğu, kadınlarımızın istihdamda daha çok yer aldığı bir dünya dileğiyle…

Yazarın Diğer Yazıları

Profesyonel gönüllüler

- Kasım 27, 2017

Yıl sonu geldi gari!

- Aralık 10, 2016

Ne anlarım Amerika’dan?

- Kasım 14, 2016

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,755BeğenenlerBeğen
455TakipçilerTakip Et