Yazarın Ocak 5, 2018 tarihli son yazısı:

Trump’ın Kudüs kararı ve Kudüs’e sahip çıkmak

ABD Başkanı Donald Trump, 2016 yılında adaylığını açıkladıktan sonra başladığı seçim çalışmalarında, Meksika ile ABD arasına duvar öreceğini, Müslümanların ülkeye girişini sınırlandırıp, Kudüs’ü de İsrail’in başkenti olarak tanıyacağını dile getirmişti.
Bu bağlamda Trump’ın “sorumsuzluğu”, ya da gündelik politikalar içerisinde uluslarası dinamikleri hiçe saydığını tartışmak geç kalmış bir aksiyon. Zira Trump, bu açıklamaları yaparken büyük çoğunluk sesini çıkarmak bir yana bu vaadleri ciddiye bile almamıştı.
Trump’ın Kudüs kararının diplomatik olmaktan ziyade siyasi bir karar olduğunda hemen herkes mutabık. Göreve geldiği ilk günden beri iç siyasette başı ne zaman sıkışsa, uluslarası boyutta sansasyonel bir çıkış yapan Trump, bu çıkışlarıyla gündemi değiştirmeyi başarmıştır. Kaldı ki, seçim çalışmalarında desteğini aldığı iki önemli iç dinamiği göz önünde bulundurarak Trump’ın Kudüs çıkışını anlamaya da çalışabiliriz.
ABD’nin en büyük kumarhane şirketi Las Vegas Sands’ın kurucusu ve sahibi olan Sheldon G. Adelson, geçtiğimiz aylarda Donald Trump ile özel bir görüşme yaptı. ABD basını sızdırdığı bilgilerle ikilinin Amerikan Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması yönünde konuştuğunu duyurmuştu.
Trump, Kudüs kararını açıkladıktan sonra da, Cumhuriyetçi Yahudiler New York Times gazetesine verdikleri ilanda Trump’ın Ağlama Duvarı’nda dua ederken çekilen fotoğrafını koyup, altına da “Söz verdin. Yerine getirdin” yazdırmışlardı.

Trump’ın Kudüs kararının diplomatik olmaktan ziyade siyasi bir karar olduğunda hemen herkes mutabık. Kudüs, üç İbrahimi din için de kutsal sayılan bir mekan olarak, herhangi bir etnik gruba ya da dine mal edilemez.

Yani Trump, ABD’deki siyonistlere olan borcunu bu çıkışıyla ödemiş oldu.
Dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta ise, Trump’ın Evanjeliklerle olan ilişkisidir. Evanjelik olan Yardımcısı Mike Pence, seçimlerde Trump’a ciddi bir destek sağlamıştır. Sıkı bir Evanjelik olan Pence, Trump’ın seçim kampanyası döneminde bu çevrelerin desteğini almasında oldukça etkili olurken kampanya döneminde “Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma sözü” veren Trump’ın bu sözünü yerine getirmesinde ciddi bir rol oynadı.
Tüm bunlar gündemi yakın takip edenlerin gözünden kaçmayan noktalar. Peki ABD’nin Kudüs açıklamasından bizim payımıza, yani kendini Müslüman toplumun bir parçası olarak görenlerin payına düşenler nedir?
ABD ve İsrail açısından sürecin çok da şaşırtıcı bir şekilde gelişmediğini, aksine hali hazırda planlanmış bir adım olduğunu düşünüyorum. Yani kimsenin Ortadoğu’daki diğer dinamikleri umursamak gibi bir niyeti olmadı.
Bu noktada İsrail ve ABD’nin aldığı kararlara rağmen bizim, yani Müslümanların payına ne düştüğünü ve neler yapılması gerektiğini tartışmak gerekir. Kararın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde uluslararası bir kamuoyu oluşturuldu. Türkiye’nin dönem öncülüğünü yaptığı İslam İşbirliği acil bir kararla İstanbul’da toplandı ve karara sert tepki gösterdi.
Daha sonra ise Yine Türkiye’nin öncülük yaptığı BM oylamasında ABD’nin tehditlerine rağmen uluslarası bir duruş gösterilerek karara tepki gösterildi.
Bu süreç aynı zamanda bize tekrar hatırlattı ki, Kudüs, üç İbrahimi din için de kutsal sayılan bir mekan olarak, herhangi bir etnik gruba ya da dine mal edilemez. Bizim payımıza ise Kudüs Arapların değil, bütün ümmetin toprağıdır hakikatini dile getirmek düştü. Bunu da BM konuşmaları sırasında Endonezya’dan Maldiv Adalarına kadar farklı bir çok Müslüman ülkenin yaptığı konuşmalarda tekrar hatırlamış olduk.
Ülke politikaları bağlamında bunlar önemli adımlar. Fakat merceği daha da daraltıp birey olarak, biz Amerikalı Müslümanlar olarak neler yapabileceğimizi tartışmamız gerekiyor.
Amerika’da, Müslümanların siyasetin dışında kalması gibi bir sorunumuz var. Karar mercilerine ulaşmakta sıkıntılar yaşıyoruz ve bir araya gelerek Beyaz Saray önünde yapılan protesto gösterileri reel siyasete etkisi olmayan duygusal tepkilerden ibaret oluyor.
ABD’de oy verdiğimiz, bağış yaptığımız her siyasetçinin seçmenine borcu vardır. Bizler de, kuracağımız diyaloglarda bu karşılıklı ilişkiyi gözardı etmeksizin beklentilerimizi dile getirmeli ve bunun için bütün siyasi kanalları kullanmalıyız. Bu sadece Türk diasporası, ya da Arap diasporası olarak değil, Müslümanların mezhep gözetmeksizin ortak bir meselesi olarak görülmelidir.

Yazarın Diğer Yazıları

İLGİNİZİ ÇEKECEK DİĞER HABERLER

ABD’den olası Afrin operasyonu için yeni açıklama

ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Afrin harekatı konusunda bir açıklama daha yaptı, “Askeri operasyonun bölgesel istikrara, Suriye’nin istikrarına ve Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki kaygılarına hizmet...

ÇOK OKUNANLAR

SOSYAL MEDYA

5,734BeğenenlerBeğen
454TakipçilerTakip Et