Mustafa TUNCER

0

Mustafa TUNCER

Elini kesenlere selam olsun

Önümüz referendum.

Karar verenin hesap da verebileceği, yasama yetkisini yerine getirmesi gerekirken kanun tekliflerinin ancak yüzde 2’sinde payı olan millet vekillerinin, yasamanın gereğini yapmak zorunda kalacakları, yürütmenin asli görevine, yani kanun yapıcılıktan, kanunları uygulayıcılığa geçeceği bir sistemin seçimini yapacağız. Modern cumhuriyet tarihinde bir ilki başaracak, hükümet-devlet ayırımına son verip tek devlet kararını vereceğiz.

Referandum sayesinde kararı vekillere bırakmayıp, son sözü asiller olarak biz vereceğiz. Türkiye’nin geleceği için söz söyleyeceğiz.

 Arkadaşım;

Türkiyemizin geleceği için önemli bir miladın arefesindeyiz.

Cumhuriyet tarihi boyunca millete koyun muamelesi çekenlerin, kasap refleksiyle ‘Hayır’ dedikleri günlerdeyiz.

Böyle tarihi bir dönemeçte; referandumda ‘Evet’ diyerek anayasanın üzerine sinmiş postal kokusunu temizleyecek olanlar, sorumluluklarının ne kadar farkında?

Bunun için kafa yormaya, kapı kapı dolaşmaya, ter döküp emek vermeye hazırlar mı? Yoksa birbirinin kuyusunu kazıp rant derdine mi düştüler?

Ankara’nın kapılarında göreve hazırım nöbetleri tutanlar, telefon diplomasisiyle makam almak için yarışanlar nerede?

Madem ki aslolan mücadeleyi vermektir, omuz vermek için beklenen nedir? Uzanamadığında necis ilan etmek, davayı ciğer görmekten ibaret bir anlayışın tezahürü değil midir?

Peygamber  öldü diye topuklarının üzerine gerisin geriye döneceklerin oluklarından akan sular, fitne tohumlarını yeşertmekten başka neye yarar?

Dostum;

15 Temmuz’un tanklarına direnmek için sokaklara çıkan yiğitler; falancanın direndiği sokağa ben çıkmam, filancanın can verdiği köprüye can vermek için ben gitmem demedi. Hainlerin kurşunlarına göğsümü siper etmem, çünkü orada sevmediğim birisi direnişin içinde, diye düşünmedi. Yada, ‘Darbecilere karşı duracağım, ama şununla aynı fotoğraf karesinde gözükmesem’ derdine düşmedi.

15 Temmuz kahramanlarının cunta sevdalılarına geçit vermemesi, objektiflere çıkma hevesinden değildi. Hocalara minareden salayı okutan, kıdem tazminatı değildi. Savaş uçaklarına kafa atanlar, lüks salonlarda ağırlanmayı, tanklara çelme takanlar külliyenin salonlarından selfi çekilmeyi düşünmemişlerdi.

Yiğitler çıkmamışdı meydanlara takdir görmek, taltif edilmek yada terfi almak için. Ömer Halisdemir cuntacının alnının sakına, sıkmadı kurşunu, kahramanlığı twitlerde paylaşılsın diye.

Kamyonu süren teyze, sosyal medyada fotoğrafı “like” patlaması yapacak diye geçmedi direksiyona.

Erol Olcak merminin üstüne yürümedi, yeni bir reklam kampanyasına konu olsun diye.

Ne Malatyalısı, ‘Elazığlı varsa ben gelmem’, ne de Giresunlusu, ‘Trabzonlu varsa sokağa çıkmam’ dedi.

Karslı, ‘İzmir kendi düşünsün’ demedi.

Ne Çorumlusu, Diyarbakır’ı ne de Ankaralısı, İstanbul’u bekledi.

Görev için daveti değil, vakti gözledi.

Kardeşim;

Şimdi davranma vaktidir, omuzları dik tutup safları sıklaştırmanın vaktidir.

Evet demenin bereketiyle birlikte sefer edilmelidir.

Parmaklarını yalamak için bal tutanlara inat, bal değdi diye elini kesebileceklere selam olsun.

CEVAP VER