George Washington’dan Recep Tayyip Erdoğan’a: Bağımsızlık İçin Yeni Bir Sistem Arayışı

0

Murat Güzel

George Washington’dan Recep Tayyip Erdoğan’a: Bağımsızlık İçin Yeni Bir Sistem Arayışı
ABD’nin çekirdeğini oluşturan 13 koloni, 1776 yılında bağımsızlıklarını ilan etmiş olsalar da Britanya İmparatorluğu her sene önemli miktarda vergi aldığı bu sömürgeyi bırakmak istemediğinden, 13 koloniye karşı savaş ilan etmişti. Birleşik Krallığın bütün çabalarına rağmen bağımsızlık arzusu ile yanıp tutuşan Amerikalıların 1783’te kesin zaferiyle biten savaş, günümüz Amerika’sına gelen yolu açmıştır.

Bağımsızlıktan önce Britanya Krallığına her yönüyle bağımlı olan 13 koloni artık özgürdü. Fakat özlemle arzulanan, uğruna savaşlar verilen özgürlük Amerika’da her şeyi çözmemişti. Bağımsızlıktan sonra ise gevşek bir konfederasyon çatısı altında birleşen 13 eyaletin başı olan Kongre tek başına ülkeyi yönetecek güçte değildi. Ayrıca henüz başkan ve üst mahkemede yoktu. Bunların ötesinde Amerika’nın bugünkü iki önemli gücü olan dolar ve dış ticareti de yoktu. Durum hiç te iç açıcı değildi. Bağımsızlık Birleşik Devletlere istikrar ve zenginlik yerine yeni sorunlar getirmişti.

Bütün bu sorunlar ile boğuşulduğu günlerde eyalet temsilcileri yeni ülkenin geleceği için bağımsızlıktan 11 yıl gibi kısa süre sonra Philadelphia şehrinde, Bağımsızlık Bildirgesinin imzalandıkları salonda bir araya geldiler. Birleşik Devletler tarihinde Anayasa Toplantıları olarak bilinen bu bu toplantılara başkanlık eden kişi bağımsızlık savaşının kahramanı komutan George Washington, uzun süre konuşmak yerine eyalet temsilcilerini dinlemeyi tercih etmişti. Sorunların çözümü için uzun zamandır arayışta olan Washington toplantıların sonunda ülkesi için en doğru çözümü ‘Ya tek lider altında birleşecek şekilde bir federasyon oluştururuz ya da ömür boyu birbirleri ile çatışan eyaletler olarak kalırız’ diyerek tek yol olarak Başkanlık sistemine giden yolu gösteriyordu.

George Washington her devlet için başka bir sistemin uygun olduğunu ve Birleşik Devletlerin parçalanmaması, ileride güçlü bir devlet olması  ve geleceğe sağlam adımlarla ilerlemesi için halkın isteklerini yansıtan ve yönetimde çok başlılığı kaldıran  ‘Başkanlık sistemi’nin gerekli olduğunu düşünüyordu.

ABD’nin kurulduğu tarih olan 1776’dan bugüne kadar gelen süreç, Amerikan başkanlık sisteminin özgürlük ve demokrasi temelinde istikrar ile çalıştığını bizlere göstermiştir. İstikrarın temelinde yatan feraset sahibi ve bilge kurucu babaların ortaya koyduğu değerler bugünün Amerika’sını inşa etmiştir. Ayrıca kurucu babaların ortaya koydukları bu evrensel  değerlerden zaman zaman sapılsa da geçen zamana rağmen sistemin hala ayakta durması, bu değerlerin kendi kabuğunu kırarak evrenselleştiğini ve diğer toplumlar için örneklik oluşturabileceğini bizlere göstermektedir.

Kurucu değerlerin ortaya konulduğu günden bu zamana uzun yıllar geçmesine rağmen Amerika rüyasının temelinde yatan fikirler hala değişmedi: Tek lider altında birleşmiş güçlü devlet yapılanması, halkın yönetimde söz hakkının genişletilmesi, fren denge mekanizması, sivil, bağımsız ve tarafsız yargı anlayışı ve hesap verilebilirlik.

Osmanlı İmparatorluğunun yedi düvele karşı vermiş olduğu mücadelenin ardından Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda parçalanması bütün coğrafya için büyük bir hayal kırıklığı getirmiş olsa da en büyük hayal kırıklığını Anadolu insanı yaşamıştı. Fakat Ankara Siyasal ’da süre dersler veren Oral Sander’in o güzel benzetmesinde olduğu gibi Anadolu insanı bir Zümrüd-ü Anka kuşu gibi Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden tekrar doğarak zor şartlarda da olsa modern Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular.

Amerika’nın kuruluşunda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu da beraberinde yeni sorunlar getirdi. Tarihin her döneminde özne olmayı başarmış Anadolu insanı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile içte ve dışta nesneleştirilmeye çalışıldı. Karmaşık bürokratik yapısı, yönetimdeki iki başlılık ve halk ile uyuşmayan ve dayatmacı politikalar neredeyse 100’üncü yılına gelen Türkiye Cumhuriyeti’ne istikrar getirmedi. Halkın seçtiği milletvekilleri ve Başbakan, ne zaman halka özgün adım atsalar, sorumluluğu dahi olmayan  Cumhurbaşkanlığı ile hizaya getirildi. Bunun yanında ise ülkenin değerlerine saygı duymayan, ideolojik gözlüklerine hapsolmuş ve halkına yabancılaşmış sözde entelektüeller bu sürece payanda oldular.

Bugün geriye dönüp baktığımda Amerika’nın kuruluşu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hikayesini birbirine oldukça benzetiyorum.  Çünkü George Washington ortaya çıkıp ‘ya başkanlık sistemini bu topraklarda uygulayıp güçlü bir devlet oluruz ya da Avrupalı devletlerin oyuncağı oluruz’ diyene kadar karşımızda bağımsız ama güçsüz bir Amerika tablosu çıkıyor. Fakat özelde Washington’ın genel de ise kurucu babaların temellerini attığı başkanlık sistemi sonrası ise güçlü ve istikrarlı bir Amerika karşımıza çıkıyor.

Daha önce Avrupalı devletlerin oyuncağı olan Amerika, Başkanlık sistemi ile birlikte içeride istikrarı sağlamış, 1900lü yıllar ile birlikte ise dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmiş, uluslararası sistemi siyasal, askeri ve ekonomik olarak tek başına yönlendirme kapasitesine ulaşmıştı. Maceracıların, Piligrimlerin ve kölelerin toprakları denen coğrafya Washington gibi ileri görüşlü bir liderin fikirleri ve başkanlık sistemi ile kısa sürede güçlü bir devlet haline gelmişti.

İki ülkenin hikayesini kıyasladığımda başta da belirttiğimiz  gibi Amerika hikayesinin Türkiye Cumhuriyetinin hikayesinden aslında çok farklı olmadığını görüyorum. Türkiye Cumhuriyeti de genç Amerika gibi kuruluşundan bu güne kadar tam anlamda istikrar ve ekonomik kalkınmayı sağlayamadı. 2000li yıllar ile birlikte ülkeyi yönetmeye başlayan Ak Parti hükümetleri Türkiye’yi öncekinden çok ileri taşımış olsalar da yine de tam anlamıyla istikrar ve ekonomik kalkınmanın önü hala açılabilmiş değil.

Washington gibi ileri görüşlü bir liderin önderliğinde bir araya gelen Amerikan halkı istikrar ve ekonomik kalkınmanın önünü başkanlık sistemi ile açtı. Bugün Türkiye’de yaşananlarda o zaman Amerika’sın da yaşananlardan çok farklı değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğinde ki Türk halkı istikrar ve ekonomik kalkınmanın önünü bu referandum ile getirilecek olan yeni sistem ile  açmak istiyor.

Bu yönden baktığımızda nasıl Amerika ve Türkiye hikayesi birbirine benziyorsa bence George Washington ve Recep Tayyip Erdoğan’ın hikayeleri de birbirine benziyor. George Washington gibi Erdoğan da bağımsız olmuş ama hala içeride istikrarı, uzlaşıyı ve ekonomik kalkınmayı tam olarak sağlayamamış ve yabancı devletler tarafından içeride ki uzantılar kullanılarak istikrarsızlaştırılmaya çalışılan bir halkı ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ile tekrar ayağa kaldırmaya çalışıyor.

Bağımlılık ilişkilerini yok eden bir sisteme sahip olmadan gerçek bağımsızlığın kazanılamayacak olduğunu kavramış olmak çok önemlidir. Washington, Birleşik Krallık ile mücadele sonucunda bağımsız olmuş Amerika’yı başkanlık sistemi ile bağımlılık ilişkilerinden kurtarmak istiyordu. Washington’a göre bu süreç fren denge mekanizması içerisinde tek elden güçlü bir yönetim ile aşılabilirdi. İlerleyen süreçte Amerika’nın gücünü sağlayanda bu oldu. İçeride ki istikrar beraberinde ekonomik kalkınmayı oda beraberinde huzur ve refahı getirdi. Görünen o ki Erdoğan açısından da durum çok farklı değil. Çünkü tam bağımsız Türkiye eşitsizlik yaratan bağımlılık ilişkilerinin kırılması ile sağlanacaktır.

Türkiye için referandumun diğer kazanımları ise ülkenin ayaklarında pranga olarak duran vesayet rejiminin yıkılması, gücün halka aktarılması ve bütün paralel yapılanmaların sonunun getirilmesi olacaktır. Referandum sonunda gelecek sistemin, elbette gedikleri olacaktır. Unutmayalım ki herşey bir anda düzelmeyecektir. Fakat halkımızda bu iyileştirmelerin peşini bırakmayacaktır.  Çünkü demokrasi tek gidişli otoban gibidir. Geri gidilmez. Samimi ve yapıcı eleştiriler yerine, ideolojik körlükle yeni sisteme karşı çıkmak, ülkenin ilerlemesinin önüne geçmektir. İddia edildiği gibi Mesele Erdoğan’a daha fazla yetki vermek de değildir.Mesele halkın onundeki vesayetin yıkılmasi ve halkın iradesinin önünü açilmasidir. Erdoğan’da bir fanidir. Yarın kimin geleceği belli değildir.

Amerika’da “checks and balances” olarak anılan fren ve denge mekanizmasının Türkiye’de güçlenmesi; hükümet, meclis ve yargı arasında ki güç ayrımı ve dağılımını sağlayacaktır. Her gücün biribirini denetlesinin önü açılarak herhangi birinin daha güçlü olması ve diğerleri üzerinde vesayet kurması engellenecektir.

Amerika’nın Avrupa ile olan bağımlılık ilişkisini başkanlık sistemi ile nasıl yıktığını görünce Türkiye’deki referandumunda önemi  kolay bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Hatta Türk halkının da referandum sonucunda ulaşmak istediği hedefler, Anayasanın değiştirilmek istenen maddelerine bakıldığında, Amerikan halkının o zaman ki isteklerinden çokta farklı değildir.  Tek lider altında birleşmiş güçlü devlet yapılanması, halkın yönetimde söz hakkının genişletilmesi, fren denge mekanizması, sivil, bağımsız ve tarafsız yargı anlayışı ve hesap verilebilirlik. Bütün bu süreci karşılaşmalı olarak incelediğimizde kuvvetler dengesine dayanan başkanlık sistemi nasıl Amerika’nın önünü açtıysa, bu referandumda Turkiye’ninde  önünü açacaktır.

CEVAP VER