Meksika’nın Michelangelo’su Diego Rivera 

0
​Bazı isimler sanat dünyasına adlarını sadece eserleriyle değil, yaşadıklarıyla da yazar. Diego Rivera da bu isimlerden biri. Diego Rivera resimleriyle, devrimci yönüyle ve Frida Kahlo ile yaşadığı büyük aşkla tarihe adını yazdırdı.

Hayatı çizimle başladı

​Meksika’nın Guanajuato kentinde 8 Aralık 1886’da dünyaya gelen Diego Rivera henüz üç yaşındayken çizim yapmaya başladı. Yaramazlığı, hayal gücü ve her yere resim yapması ile dikkatleri üzerine çeken bir çocuktu. Onun bu hayal gücünü ve yeteneğini keşfeden anne ve babası Diego resimlerini daha kolay yapabilsin diye evin bir duvarını Diego için ayırdılar.
​Küçük yaşta yeteneğini kanıtlayan Diego’nun sanat eğitimi alması kaçınılmazdı. Her ne kadar babası onun asker olmasını istese de Diego on yaşındayken gündüzleri yaşıtlarıyla ilkokula gitti; geceleri ise San Carlos Güzel Sanatlar Akedemisi’nde(ENBA-Escuela Nacional de Bellas) sanat eğitimi aldı. Eleştirel tavrıyla dikkat çeken, sanatını devrimci yanıyla birleştiren Diego, San Carlos Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenciyken bir öğrenci eylemine katıldığı için okuldan atıldı.
​Okuldan uzaklaştırıldıktan sonra eğitimine devam etmenin yollarını aradı ve İspanya’ya giderek eğitimini sürdürdü; ardından 1907’de sanatın şehri Paris’e gitti. Dokuz yıl boyunca Paris’te yaşadı ve bu süreç onun sanat anlayışını oldukça etkiledi. Pablo Picasso, Amedeo Modigliani gibi çok önemli sanat isimleriyle güzel dostluklar kurdu.
Fransa, Belçika, Hollanda ve İngiltere yolculuklarında realizm ve sembolizm gibi birçok sanat akımının etkisinde kaldı. Diego Avrupa’da bulunduğu süre zarfında çok sayıda Meksikalının öldüğü Meksika Devrimi’ni ve ülkesinin insanlarını sürekli olarak takip etti. Bu deneyimler kendi tarzını bulmasına yardımcı oldu ve sonraki yıllarda ülkesindeki çalışmalarıyla fresk sanatında bir çığır açtı.
​Diego Rivera 1921’de reform yanlısı Alvero Obregon’un devlet başkanı seçilmesi üzerine Meksika’ya döndü. Yakın geçmişteki Meksika Devrimi’nin umutlarını ve eylemlerini dile getiren siyasi ve toplumsal içerikli bir dizi duvar resmi yaptı. ABD’de Detroit’te Detroit Sanat Enstitüsü ve New York kentindeki Rockefeller Merkezi için de duvar resimleri yapan Rivera’nın resimleri o günlerde siyasi içeriklerinden dolayı çok tartışıldı. Fresklerin çarpıcı renkleri, cesur, yalın ve anıtsal üslubu ABD’de ve Latin Amerika’da fresk sanatının yeniden canlanmasına yol açtı.
​Ünü ülke sınırlarını aşan Rivera’ya, 1930’da Büyük Buhran altında ezilen ABD’den de teklifler gelmeye başladı. Henry Ford için Detroit Sanat Enstitüsü projesini gerçekleştirdi. Bu resim, günümüzde Rivera’nın ABD’deki en önemli eseri sayılıyor. New York’a davet edilen Rivera, New York Modern Sanatlar Müzesi MOMA’da, Matisse’den sonra adına kişisel sergi açılan ikinci isim oldu.
​Meksika’ya dönüşte, sosyal sorunları konu edinen eserler verdi. 1940 yılında Mexico şehrinde, tekrar duvar resimleri yapmaya başladı. En önemli eseri kendi çocukluğunu çizdiği Prado Sarayı’ndaki ‘Orta Alameda’da Bir Gece Rüyası’ oldu.
1956’da tedavisi güç ağır bir hastalığa yakalandı ve bir Sovyet kliniğinde tedavi gördü. 1957’de, Rusya’dan ayrılıp Meksika’ya geri döndü. 24 Kasım 1957’de Meksika şehrinde kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Frida Kahlo ile aşkı

​Frida Kahlo henüz öğrenciyken Diego Rivera ile tanıştı. Diego’nun dikkatini çekmek ve kendi çalışmalarını ona göstermek için çok uğraştı. Bir hoca-öğrenci ilişkisi ile başlayan arkadaşlıkları, iki yetenekli ressam arasında tutkulu bir aşk doğdu ve çift 21 Ağustos 1929’da evlendi. Dünya çapında ün kazanan bu fırtınalı aşk sanat tarihine de kazındı.
​Diego hayat arkadaşı Frida’nın ölümünün ardından büyük üzüntü yaşadı ve üzüntüsünü şu şekilde dile getirdi: “13 Temmuz 1954, yaşamımın en üzücü tarihi. Büyük aşkım Frida’yı sonsuza kadar kaybettiğim gün, o gün. Hayatımın en harika döneminin Frida’ya âşık olduğum dönem olduğunu, artık çok geç de olsa anladım. Bir kadını ne kadar çok seversem, ona o kadar çok acı çektiriyordum. Ve Frida bu iğrenç huyumun en bariz kurbanıydı.”

Eserleri

​1918’de ilk eşi Angelina Beloff’un portresini resmetti.1924’te Woman Grinding Maizei 1926’da Triumph of Revolution ve Flower Seller,1928’de The Arsenal,1931’de The Uprising ve Meksika Devrimi’nin önemli ismi Emiliano Zapata’yı resmettiği Agrarian Leader Zapata,1935’te FlowerCarrier, 1938’de Vandedora De Alcatraces, 1945’te Tenochtitlan ve 1956’da The Hammock adlı eserlerini tamamladı. .Sanatçının ayrıca Frida Kahlo’yu resmettiği iki eseri daha bulunuyor. FORUM USA

CEVAP VER