Ögrenmenin en güzel hali

1
Grandparents with little girl reading book at home

Fahrünnisa Erdem-EĞİTMCİ
“Hadi baanneciğim, geç kalıyoruz ama. Babam arabada bizi bekliyor. Nasıl bu kadar yavaş yürüyebiliyorsun, biraz daha hızlı olamaz mısın?”
“Tamam Kuzum, tut elimden de yetişelim arabaya, hem ben senin gibi hızlı gidemem ki…”
Yukarıdaki cümleler hepimize tanıdık geliyor değil mi?
Bu yaz çocuklarımla farklı bir tecrübe yaşadık yazı geçirmek için gittiğimiz İstanbul`da. Konya`da yaşayan ve uzun zamandır görüşemediğimiz babaannemizi ve dedemizi doya doya hasret gidermek için İstanbul`daki evimizde ağırladık birkaç hafta. Son buluşmamızdan bu yana hareketleri epey yavaşlayan büyüklerimiz apayrı bir dünyanın kapılarını aralamamızı sağladı. Ötekini anlamanın başka bir boyutunu yaşadık ailece. Aslında bizim kendi büyükannelerimizden ve dedelerimizden tanıdık olduğumuz, çocuklarımızın ise yeni tecrübe etmeye başladıkları bir deneyimdi bu. Evet, yaşlılarla yaşamaktan, onlarla vakit geçirip onlar kadar yavaşlamaktan bahsediyorum…
Haz odaklı yaşamayı doğar doğmaz öğrenen fakat bu durumdan bir türlü kurtulamayan ben merkezli yeni model çocuklarımızın birkaç haftayı, hiç olmazsa birkaç günü yaşını almış atalarıyla geçirmesini sağlamak onların zihinlerinde daha önce hiç harekete geçmemiş noktaların kıpırdamasını sağlıyor. Her zaman kendi ihtiyaçlarına cevap veren ebeveynine alışık olan yavrucaklar, tıpkı kendileri gibi hatta kendilerinden daha da fazla yardıma, desteğe, anlayışa, empatiye, hoşgörüye ihtiyacı olan başka grup bireylerin varlığıyla kendilerine geliyorlar. Dediklerinin her zaman yapılmasına alışkın iki nesil de bir şekilde uzlaşıp orta yolu bulmayı becerebiliyorlar. Bazen her saat başı neredeyse aynıyla tekrarlayan Haberler, bazen de TRT Çocuk izlenebiliyor pekala sesler yükselmeden.

Büyükler çocuklardan bazen yaşamayı unuttukları heyecanı, bazen motive olmanın yollarını, bazen enerjik olmanın ipuçlarını, çocuklar da sabırla muamele etmeyi, yardıma muhtaç kendilerinden başka birilerinin de var olduğunu, öğrenirler.

Fakat orta yolu bulup uzlaşma sağlanırken bazen kısmen bazen tamamen arada kalan anne, baba ya da diğer gruba göre evlatlar, çözüm üretmede zor zamanlar yaşayabiliyorlar.
Gelişim psikolojisinde “tost nesil” olarak geçen orta yaş grubu nesil, yetişmekte olan çocuklarıyla yaşlanmakta olan ve artık hareket kabiliyeti azalarak sağlık problemleri artan ebeveyni arasında sıkışıp kalırken aslında sorumluluğunda olan iki neslin de ne kadar birbirine benzediğini fark eder. İhtiyaçları, duyguları, beklentileri, nazlanmaları birbirinin aynısıdır. Bu iki neslin birbirinden öğreneceği çok şeyin olduğu bir gerçek. Büyükler çocuklardan bazen yaşamayı unuttukları heyecanı, bazen motive olmanın yollarını, bazen enerjik olmanın (tabii kendi hızlarında) ipuçlarını, bazen de TV kumandasını veya oğlunun yeni aldığı akıllı telefonu kullanmayı öğrenirken, çocuklar da sabırla muamele etmeyi, yardıma muhtaç kendilerinden başka birilerinin de var olduğunu, anlatılan hayat hikayelerindeki şimdiye ait olmayan ama parçamız olan dünyaları öğrenirler. Karnı acıkınca acil sofra hazırlanması gerekenin sadece kendileri değil, şeker hastalığından dolayı şekeri düşüp rahatsızlanma riski olan dedesinin olabileceğini de öğrenirler mesela. TV`de haberlerin mi yoksa yedi yirmi dört yayın yapan çizgifilm ya da dizilerin mi izleneceğine karar verme yetkisinin sadece kendilerine ait olmadığını da anlarlar. Kısacası büyürler, olgunlaşırlar, empati kurabilirler.
Bu gelişim ilk çocukluk dönemi için geçerli olabilir. Üç ila sekiz yaş aralığındaki çocuklar herkesin bir gün yaşlanacağı anlayışından uzaktırlar. Onlara göre yaşlılar yaşlı, gençler genç, çocuklar çocuktur ve hep öyle kalacaklardır. Anne babalarının birgün yaşlanacağı algısından uzaktırlar. Bu nedenle kendilerini her zaman genç anne babalarıyla güvende hissederler. Yaşları büyüyüp herkesin birgün yaşlanacağını anladıkları vakit, kaygılarıyla birlikte yaşlılara olan ilgileri de artar. Onların neden bu kadar yavaş olduklarını, otururken oldukları yerde sık sık uyuyakalmalarını, horlarken çıkardıkları farklı tonlardaki sesleri, az işiten kulaklarının duyup anlaması için defalarca seslice tekrarlanan cümleleri anlamaya çalışırlar.
Büyükanne ve dedeleriyle birliktelikleri haftalık birkaç saatin üzerinde olan ve onların günlük hayatına dahil olan çocuklar, gelişen ve olgunlaşan merhamet duygularıyla birlikte onların hayatlarını kolaylaştırmak ve onlara destek olmak için çaba sarf ederler.
Bu çabanın gerçekleşebilmesi biraz da “tost neslin” tutumuna bağlıdır. Geçmişi günümüze taşıyan yaşlılarımızla günümüzü yarına taşıyacak çocuklar arasında bağlantı olmak hiç de kolay değil. Onlar arasında bilgi ve tecrübe akışının sağlıklı aktarımı yaşlılarımızın hayatımızdaki değerine ve yerine göre değişir. Biz onlara merhamet edip onların tecrübelerinden faydalanma fırsatlarını kollarsak, çocuklarımız da bizi olumlu modelleyeceklerdir. Biraz arşiv merakı olan çocukları yaşlarına göre yönlendirip yaşlıları gözlemlemeleri, onlarla ilgili notlar almaları, birlikte yaşadıkları anıları yazmaları, uygun elektronik aletlerle sesli ve görüntülü kayıtlar tutmaları, anlattıkları kıymetli hikayeleri kaydetmeleri desteklenebilir. Böylece aramızdan ayrılan büyüklerimizin mirasını en doğru şekilde değerlendirmeyi öğrenirler.
Cenap Şahabettin’in de dediği gibi: İhtiyarlarda maziyi görürüz; hâlbuki iyi baksak istikbalimizi görürdük.

1 YORUM

  1. Ne güzel bir yazı. Ben de büyüklerin olduğu bir evde büyümenin bana öğrettiklerini yıllar sonra daha iyi anladım. Onlar bizim için bir nimet. Elinize sağlık

CEVAP VER